Babayağmur Anadolu'nun tam ortasında 450 haneli küçük bir belde iken köy statüsüne çevrilmiş sakince yaşanabilecek yep yeşil bir yerleşim alanıdır. Ankara, İstanbul İzmir gibi büyük illere ulaşım imkanı bulan köyümüz üç İlçenin tam ortasında 15-17 km mesafede yer almaktadır. Misafirperver insanları ve hoş sohbetleri ile ünlüdür. Geçimi tarım ve hayvancılık olan köyde yazın nüfus 3-4 bini bulurken kışın bu sayı 1000-1500'e düşmektedir.
7 Ocak 2015 Çarşamba
Adi Postayla İade
Dünyaya geldiğinde, baş ucunda kova ile sütü asılı idi,
Acıktıkça hiçbir bedel ödemeden içiyor,
Annesinin sıcacık, yumuşacık bedenine yaslanıp uyuyordu.
Sarı beyaz tüyleri, yem yeşil gözleri, küçücük kulakları ile ne sevimli bir candı.
Nasılda özenmişti yaratan.
Zaman geçip biraz daha büyüdüğünde daha da bir sevimli olmuştu.
Elden ele dolaşıyor,
Yumuşacık sırtı sıvazlanıyor,
O altta,
büküp belini, uzadıkça uzuyordu.
Nerede bir ip yumağı görse hemen oraya zıplıyor,
Ordan oraya, koşup eğleniyordu.
Hele ayak parmaklarınızın oynadığını görmesin sakın.
Mutlaka ne edip ediyor sizi de kendi küçücük oyununa dahil ediyordu.
Bu sevimliliği ile onu çok isteyeni olmuştu.
Ama, kıyıpta kimseye vermediler.
O bu eve çok neşe katmıştı.
Çocukların elinden almak zaten imkansızdı.
Bir gün ocak önünde serili keçi postunda sere serpe uzanmış uyuyordu.
Mırıltısı uyku ilacı gibiydi sanki.
Odada bulunanların hepsi bu mırıltının ahengine kapılmıştı.
Zaman zaman onlarında horlamaları duyuluyordu.
Ve...
bir insan ! girdi odaya.
Hızla yaklaştı ocağa.
Ayağının burnunu taktı yavrucağızın yumuşacık karnına,
İti verdi onu posttan aşağıya.
Sonra oturdu posta.
...
O ne... Lan !
Adamın kıçına bir şey yapışmıştı.
Sürdü elini ardına.
Sonra hışımla demir maşaya uzandı.
Herşeyden habersiz derin uykuda,
Evin neşesi,
Annesinin bir tanesi,
Çocukların oyuncağı,
Yaratanın şaheseri,
Yavrucuğa öyle bir vurdu ki.
Yavrucak can havli ile sıçradı
Miyavlayarak çarpı kendini duvara.
Sonra herkes uyandı odada.
Adam kıçını döndü gösterdi onlara.
Muhakeme bitmişti.
Tuttukları gibi yavrunun kuyruğundan
Fırlattılar pencereden dışarı.
Yavru ocak başında uyurken birden kendini buz gibi karlar üstünde bulmuştu.
Üstelik ön ayağı da kırılmıştı.
Miyavladı gece yarısına kadar kapı önünde çaresizce.
Sonra;
Sürüne sürüne bir taş kovuğuna girdi o gece.
Hava karanlık,
Tipi acımasız.
Açlık zor.
Kırık ağrısı çekilmez.
Uzun geçti gece.
Sabah.
Hiç kimse bakmıyordu yavrunun yüzüne.
Bekledi ikindiye kadar soğukta yine çaresizce.
O parlak sarı beyaz renkler kipri tüyü gibi olmuştu.
O güzel yeşil gözler masunlaşmış,
Göz kapakları danışmıyordu artık ona.
Zor açıyordu gözlerini.
Çaresiz terk edecekti o evi.
Sürüne sürüne,
Komşu eve doğru ilerlemeye başladı.
Veee.
Karşıdan
Muttalip göründü yolda.
Yavrucağız
Zor güç başladı miyavlamaya.
Muttalip.
Eğildi yere.
Oradan yastı bir taş kaopardı.
Önce
Nişan aldı.
Sonra savurdu taşı.
Pisi Pisi ne olduğunu anlayamadı.
Yere serildi cansızca.
İnsan
İade etmişti
Yaratana
Pisiyi.
Hem de adi bir postayla.
.....
....
.... Yozgat/21.11.2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Adi Postayla İade
Dünyaya geldiğinde, baş ucunda kova ile sütü asılı idi, Acıktıkça hiçbir bedel ödemeden içiyor, Annesinin sıcacık, yumuşacık bedenine ya...
-
Tatar ağası gibi dolaşma böyle yaya El oğluna baksana,ne ar kalmış ne haya Sende bir dayı bulup sırtını ona daya O ne derse huuu.. diye s...
-
Dünyaya geldiğinde, baş ucunda kova ile sütü asılı idi, Acıktıkça hiçbir bedel ödemeden içiyor, Annesinin sıcacık, yumuşacık bedenine ya...
-
8-9 yaşlarındaydım herhalde diyor babam. Babamın öldüğünde daha küçükmüşüm onu hiç bilmem. Ama annem... Bir gün okuldan çıkıp koşup oy...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder