7 Ocak 2015 Çarşamba

Adi Postayla İade

Dünyaya geldiğinde, baş ucunda kova ile sütü asılı idi, Acıktıkça hiçbir bedel ödemeden içiyor, Annesinin sıcacık, yumuşacık bedenine yaslanıp uyuyordu. Sarı beyaz tüyleri, yem yeşil gözleri, küçücük kulakları ile ne sevimli bir candı. Nasılda özenmişti yaratan. Zaman geçip biraz daha büyüdüğünde daha da bir sevimli olmuştu. Elden ele dolaşıyor, Yumuşacık sırtı sıvazlanıyor, O altta, büküp belini, uzadıkça uzuyordu. Nerede bir ip yumağı görse hemen oraya zıplıyor, Ordan oraya, koşup eğleniyordu. Hele ayak parmaklarınızın oynadığını görmesin sakın. Mutlaka ne edip ediyor sizi de kendi küçücük oyununa dahil ediyordu. Bu sevimliliği ile onu çok isteyeni olmuştu. Ama, kıyıpta kimseye vermediler. O bu eve çok neşe katmıştı. Çocukların elinden almak zaten imkansızdı. Bir gün ocak önünde serili keçi postunda sere serpe uzanmış uyuyordu. Mırıltısı uyku ilacı gibiydi sanki. Odada bulunanların hepsi bu mırıltının ahengine kapılmıştı. Zaman zaman onlarında horlamaları duyuluyordu. Ve... bir insan ! girdi odaya. Hızla yaklaştı ocağa. Ayağının burnunu taktı yavrucağızın yumuşacık karnına, İti verdi onu posttan aşağıya. Sonra oturdu posta. ... O ne... Lan ! Adamın kıçına bir şey yapışmıştı. Sürdü elini ardına. Sonra hışımla demir maşaya uzandı. Herşeyden habersiz derin uykuda, Evin neşesi, Annesinin bir tanesi, Çocukların oyuncağı, Yaratanın şaheseri, Yavrucuğa öyle bir vurdu ki. Yavrucak can havli ile sıçradı Miyavlayarak çarpı kendini duvara. Sonra herkes uyandı odada. Adam kıçını döndü gösterdi onlara. Muhakeme bitmişti. Tuttukları gibi yavrunun kuyruğundan Fırlattılar pencereden dışarı. Yavru ocak başında uyurken birden kendini buz gibi karlar üstünde bulmuştu. Üstelik ön ayağı da kırılmıştı. Miyavladı gece yarısına kadar kapı önünde çaresizce. Sonra; Sürüne sürüne bir taş kovuğuna girdi o gece. Hava karanlık, Tipi acımasız. Açlık zor. Kırık ağrısı çekilmez. Uzun geçti gece. Sabah. Hiç kimse bakmıyordu yavrunun yüzüne. Bekledi ikindiye kadar soğukta yine çaresizce. O parlak sarı beyaz renkler kipri tüyü gibi olmuştu. O güzel yeşil gözler masunlaşmış, Göz kapakları danışmıyordu artık ona. Zor açıyordu gözlerini. Çaresiz terk edecekti o evi. Sürüne sürüne, Komşu eve doğru ilerlemeye başladı. Veee. Karşıdan Muttalip göründü yolda. Yavrucağız Zor güç başladı miyavlamaya. Muttalip. Eğildi yere. Oradan yastı bir taş kaopardı. Önce Nişan aldı. Sonra savurdu taşı. Pisi Pisi ne olduğunu anlayamadı. Yere serildi cansızca. İnsan İade etmişti Yaratana Pisiyi. Hem de adi bir postayla. ..... .... .... Yozgat/21.11.2009

24 Haziran 2008 Salı

BABAM ve ANNESİ




8-9 yaşlarındaydım herhalde diyor babam.
Babamın öldüğünde daha küçükmüşüm onu hiç bilmem.
Ama annem...
Bir gün okuldan çıkıp koşup oynayarak eve geldiğimde,
Kapımızın önünde büyük bir kalabalıkla karşılaştım.
Sonra onlardan birisi bana
Annen öldü dedi.
İnsanın annesinin ölmesinin ne demek olduğunu bilmiyordum herhalde.
Bende kalabalığın arasında kah ayak uçlarıma yükselerek, kah eğilip aşağılardan bakarak annemin ölüsüne bakmaya çalışıyordum.
Sonra onu yıkayıp salacaya koydular.
Ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki kalabalık birden omuzlarında salacayla mezarlığa doğru yürümeye başladı bende arkalarından gidiyordum ne için gittiğimi bilmeden.
Sonra mezara vardık.
Beyaz kefen içine sarılmış annemi hiç sormadan bana
Mezarın içine koydular...
Üzerini toprakla kapattılar.
Annemde hiç seslenmedi...
Örtmeyin üstümü
Memedim var benim
O ne yapsın dünyada yapa yalnız demedi.
Çok üzülmüştüm bu duruma.
Sonra;
Okul çantam sırtımda yeniden koşarak evimize gittim.
Acıkmıştım
Eve girdiğimde içeri ana baba günü gibiydi

Çok kalabalıktı.
Ben mezarda olup biteni çoktaaan unutmuştum

Şimdi annemi arıyordum kalabalığın içinde.
Yoktu annem.
Bu sefer hızlı hızlı odaları dolaştım.
Yine yoktu.
Sonra birisi Mehmet gel otur oğlum annen gitti dedi.
Beni yanına oturtu.
Orada bulunanların bazıları bana bakıp bakıp ağlıyordu.
Oysa ben acıkmıştım ve ağıt istemiyordum.
Annemin gelmesini ve karnımı doyurmasını istiyordum
Gözüm hep kapıda ...

sabır ve şaşkınlıkla annemi bekledim,
ama nafileydi bu bekleyiş annem gelmiyordu.
Hava kararmış, insanların çoğu evlerine dönmüştü ancak annem hala yoktu ortalıklarda.
Sonra uyumuşum oturduğum yerde aç susuz.
Sabah uyandığımda
Olanları rüya sanmıştım
Anneee diye çağırdım yattığım yerden
yine annemden ses yoktu.
Koşarak yatağına gittim,
Yatağı serili değildi.
Uyanıp ahıra gitmiştir dedim
koştum ahıra
yok...
Çeşmeye koştum oradan
yok,
Ağlamaya başladım artık
Anne, anne nedesin.
Oradakiler bana
sadece
annen öldü diyorlardı,
Bana ne bana ne
ben annemi isterim diye ağlıyor herkesten yardım umuyordum.

Ne yardım eden vardı
Ne'de ağıt çareydi.

Yoktu Annem artık
Ne yapsam gelmiyordu...

Bağırıyordum sağa sola
Anneee, Anneee
Yok oldu annem hiçbir yerden ses gelmiyordu.

Sonra;
Konu komşu doyurdu karnımı.
Okuluma yolladılar beni
- Hadi şimdi sen git annen sonra gelecek .
Koşarak gidiyordum okula
Anam gelecekti sonunda
Dört gözle bekliyordum akşamı.
Okul dağılınca koştum eve.
Ama evimizin kapısı kilitliydi.
Yine koştum çeşmeye ahıra.
Yoktu annem.
Hiçbir yerlerde.
Çaresizce oturdum kapının eşiğine
Bekliyordum annem gelsin diye.
Çoook bekledim oturduğum yerde

Ne annem geldi,ne kapı açıldı ne'de gaz yandı,
Hava kararmıştı artık.
Sonra;
Abim geldi

tuttu elimden
-Kalk Mehmet
üvey abim gile gideceğiz.
Anlamıştım artık annem gerçekten hiç gelmeyecekti .
Tütüyordu kokusu burnumda.
Bir kerrecik tek bir kerrecik son bir kerrecik daha göre bilsem,
İyice kucaklayıp
Yanağımı yanağına dayasam,
Sıksam başını göğsümde
Koklaya bilsem
belki razı olabilirim bu kahpe ölüme
Yok yok bu da yok
Ben ne yaparım dünyada annemsiz
...

Zaman geçtikçe annem aklımdan çıkmaya başladı
Ama biri,
annem dedimi
Yüreğime bir kor düşerdi birden.
Koşardım eski evimize.
Kapımız kilitli
Annemde yoktu.
Yeniden dönerdim içimde yanan ateşle.
Annem, annem, annem derdim yalnızken kendi kendime.
Umut ettim bekledim
Bir gün
Ama mutlaka bir gün
Annem karşıdan gülümseyerek gelecek diye.
70-75 sene oldu gideli
Hala beklerim
Annem gelmedi.
Allah kimseyi anasız babasız bırakmasın.


(Babamın ağzından annesinin ölümü H.ULUSOY)







Hafta sonu yine köye gittim
Artık ne sigara alma kaygım var ne de kahve
Omuzlarımdan bir yük inmiş gibi olur sanıyordum
Yokluğunun o kadar ağırmış ki;
belimi büktün be Baba

Bilirim çok severdin şapkayı
Girişte askı üstünde duruyorlar
Dizi dizi Rengarenk ...
Birini takayım dedim kafama;
kıyamadım be baba.

Çamaşırlarını çoraplarını yakıyorlar ocakta,
Naylon kokusu, yün kokusu geliyor Baba,
Rüzgar mezardan yana götürüyorsa dumanı,
Sakın üzülme;
sen gel...
Yenisini alırım ben baba


Diktiğin meyveler olgunlaştı,
Mısırlar içlendi,
Üzümler salkım salkım sarkıyor
Ama hiç birinin tadı kalmamış;
ne olur geri dön gel be Baba,

Hastaydın, sancılıydın umut yoktu,
Ölüm yakışırdı sanırdım sana,
Bilemezdim ki dünya böyle bom boş kalacaktı,
Ne olur beni bu boşluktan kurtar;
hadi karşıdan yine gülerek çık gel
dön Baba

Son anında mutluydu yüzün,
Kuranlar okuyup salavatlar getiriyordu kızın
Sağ İşaret parmağını kaldırıp La İlahe İllallah Muhammedün Rasulüllah oldu son sözün
...
Bir kucaklaşıp,koklaşsaydık, Sıksaydın elimizi Allaha ısmarladık deseydin ne olurdu sanki; Be Baba.

Sen hem öksüz büyüdün hem yetim.
En iyi sen anlardın derdimizden be baba
Şimdi kimsesiz, boynu bükük, garip kaldım dünyada
Keşke yapmasaydın bunu bize; sen Baba

Ölüm gerçek dünya fani,
Kalmak adet olsa Hz. Muhammet (s.a.v) gidermiydi değilmi?
Bizde o yolun yolcusuyuzda hani,
Gariplik çekmeseydik;
birlikte beraber gitseydik daha güzel olurdu be baba.

Bilemedik çok yargıladık seni,
O yas yaptığın hiçbir şey değilmiş dünyanın sonu
Uğrama yanımıza, bildiğin yere git dön de geri,
Arasak buluruz ümidi bile yeter bize;
yapma dön be Baba

Biliyorum çağrışıp çırpınmak çare değil ölüme,
Allahım Seni Koysun Cennetinin en güzel yerine
İnan çok üzdün, her gün biraz daha büyüyor acın.
Bu gün ameliyat oldu sevgili kızın, canım bacım;
Bir geçmiş olsunun dileğin yok beb baba.

Üzmemek için seni; çalıştım çırpındım,
Dert çekecek halim kalmadı Baba çok yoruldum,
Kime ne diyeyim Kahbe felek
sana çok kırgınım.
Kavuşturmak için yıllar saydırdın da bize
İş almaya gelince
Bir günde aldın elimizden
Bizi mahsun yoksun bıraktın.

Seni üzenler olmuştur mutlak Baba
Ne yapalım;
Karlari ahiretlerine sermaye olsun.
Sen memnun git takma kafanı dünyaya.
İnandığın her şey yaşayacak
şimdilik ben buradayım;
Üzülme sen Baba...

05.08.2008/Yozgat


Bir özlem sardı benliğimi,
Giderilmesi İmkansız.
Ne kuş uçar ne ne kervan geçer o diyara,
Geçidi olmayan kapıların ötesindesin.

Belediyenin merdivenlerin demirinden tutup bekleyişin geliyor aklıma,
Sebze getirirken ter su içinde köprü başında duraklayışın...
Hortum elinde çiçek sulayışın,
Uzanıp kanepede dinlenişin geliyor aklıma

Ulaşayım diyorum yanına,
Geçidi olmayan kapıların ardındasın,
ulaşamıyorum baba.

Şu an bir resmin var elimde,
Gözlerinin içine bakıyorum.
Sanki bir şey söyleyecek gibisin,
Sorayım diyorum.

Geçidi olmayan kapıların ardındasın,
Sana ulaşamıyorum

Uzun zaman görmedin,
Ne karadiğindeki bostanı,
Ne Yamaçtaki bağları,
Hasret kalma birlikte gidelim görelim diyorum.

Ulaşılmaz yerdesin, ulaşıp sana
götüremiyorum.

Şapkanın teleği altında gülen gözlerini hatırlıyorum...
Bende güleyim diyorum baba...
Göz yaşlarım danışmıyor bana,
Ulaşayım diyorum sana,

Ulaşılmaz yerdesin
Ulaşamıyorum baba.

Çekmişin sandalyeyi altına;
Ayak ayak üstünde güneşleniyorsun,
Bir sandalyede ben atayım istiyorum yanına
Sandalyede gidiyor,
sen de gidiyorsun

Ulaşayım diyorum yanına,
Geçidi olmayan yerdesin,
ulaşamıyorum baba.

Seni anıp yazdıkça bunaltım gidiyor rahatlıyorum.
Tüm pişmanlıklarımı anlatmak istiyorum sana,
Ulaşılmaz yerdesin,
Ulaşıp anlatamıyorum.


Gidişinle bir şeyi öğrettin bana,

Dünya boş,

Elbete bende senin gibi,

günü gelince çekip gideceğim...Hiç arkama bakmadan.

Ama;

Yalnızlık var ya Baba

İşte o çöktü omzuma...

Kurtulayım diyorum,

Ulaşılmaz yola gittin

Sana ulaşamıyorum.

27.01.2009/YOZGAT




Bunca gayretin sonu değil mi? Bir avuç toprak Ölümden yana korkum yok, korktuğum tek şey unutulmak.

SALLA BAŞINI AL MAAŞINI

Tatar ağası gibi dolaşma böyle yaya
El oğluna baksana,ne ar kalmış ne haya
Sende bir dayı bulup sırtını ona daya
O ne derse huuu.. diye salla hemen başını,El oğuştur,gerdan kır,al gitsin maaşını.

Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil,
El pençe divan dur,bu şerefsizlik değil,
Uşaklığı meziyet,riyayı fazilet bil.
O ne derse huuu.. diye salla hemen başını,El oğuştur,gerdan kır,al gitsin maaşını.

Kör dayıya şehla de,incitme düztabanı,
Düşküne nasihat ver,kodamana abanı.
Zengin ol,sende aşır her dağdan arabanı,
Tekerine taş korlar,sallamazsan başını,Uslu otur,hoş geçin,al gitsin maaşını.

Köpeklerle hırlaşma,tepişme piç katırla,
Hamamda kavga olmaz,soyu bozuk natırla.
Kulağına küpe yap bu sözümü hatırla.
O ne derse huuu.. diye salla hemen başını,El oğuştur,gerdan kır,al gitsin maaşını.

Diyorlar ki,taç bile,baş eğmezse konmaz,
Önünde eğilene kılıç dahi dokunmaz.
Dik durdukça bu başın,devlet kuşu da konmaz,
Bu dünyada kaide sallamaktır başını,El öpüp,etek öpüp,almaktır maaşını.

Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Hazine soyulurken aldırmıyor öküzler,
Hayadan eser yoktur,nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme,salla hemen başını,Gerdan kır,belini bük,al gitsin maaşını.

Abdullah ÇAĞLAYAN
Merhum Antalya Defterdarı

(http://www.maliye.gov.tr/mm/andirinmmd/siir.htm sitesinden alınmıştır)

Adi Postayla İade

Dünyaya geldiğinde, baş ucunda kova ile sütü asılı idi, Acıktıkça hiçbir bedel ödemeden içiyor, Annesinin sıcacık, yumuşacık bedenine ya...